english
Akademik Çalışmalar

COVID-19 SALGINININ TİCARİ HAYAT ÜZERİNDE OLASI ETKİLERİ İLE ORTAYA ÇIKACAK HUKUKİ SORUNLARA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

12 Aralık’ta Çin’de ortaya çıkan ve 2020 Mart ayına gelindiğinde Türkiye dahil 120’den fazla ülkeye yayılan “Coronavirüs”ün yeni bir çeşidi olan COVID-19 salgını, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 17.03.2020 tarihinde “pandemi” ilan edildi. Tüm Dünya ile otoriteleri yakından ilgilendiren ve etkileyen bu kararın nedeni, yeni ortaya çıkan bu virüsün neden olduğu etkilerin Dünya Sağlık Örgütü’nün benimsediği pandemi kriterlerini taşımasıydı. Kriterlere göre COVID-19 salgını, nüfusun daha önce maruz kalmadığı ve etkileri öngörülmemiş, henüz bilinen bir tedavisi bulunmayan, insanlar arasında kolayca ve devamlı olarak yayılan, ölümlere neden olan bir hastalıktır.

COVID-19 vakalarının Türkiye’de yaşanmaya başladığı günden itibaren uluslararası kamuoyu bilgilendirilmiş, uluslararası kuruluşlarla etkin ve kapsamlı işbirliği yürütülmüştür. Sağlık Bakanlığı dikkat çekecek azim ve kararlılıkla bu salgınla mücadelede çalışmalar yürütmekte, Devletin ilgili diğer bakanlıkları ve birimleri üst düzey efor sarfetmektedir. Ülkenin tüm kurumları ve halkımız koordineli şekilde hareket ederek hastalığın yayılmasının minimize edilmesi için çaba sarfetmekte uluslararası işbirliği yapılmaktadır.

Hastalığın yayılmasını önlemeye yönelik birtakım tedbirler ve kararların alınması sonrasında bu kararların ilan edilmesiyle birlikte, olağan işleyişini yitiren ticari hayatın derinden etkilendiği bir sürecin içine girdiğimizi hepimiz farkediyoruz. Bu sürecin hukuki sonuç ve etkilerinin kaçınılmaz olacağı ortadadır. Ancak sadece ülkemizi değil, tüm Dünyayı hazırlıksız yakalayan bu salgınla mücadelenin ve hastalıkla başetmenin yanında, Ülke ekonomimizin geri dönülmez şekilde olumsuz etkilenmesinin önüne geçilebilmesi amacıyla bir takım tedbirler alınması, yakın gelecekte beklenen hasarın minimize edilmesi amacıyla destek sağlanması kaçınılmaz bir ihtiyaç gibi gözükmektedir. Tarihimizde sık karşılaşmadığımız ve hayati önem taşıyan bu salgına karşı mücadele yürütülürken, Ülkemizin ilgili kurumlarının tüm unsurlarıyla ve geniş perspektifte birbirine destek olması gerekmektedir.

Sanayi sektörü başta olmak üzere, tüm sektörleri yakından ilgilendiren kısa ve uzun vadeli etkilerde hukuki süreçlerin de rol oynayacağı açıktır. Bu kapsamda, Türk Borçlar Kanunu m.136’da yer alan “ifa imkansızlığı” ve devamı maddelerinde düzenlenen “kısmi ifa imkansızlığı” ile “aşırı ifa güçlüğü” konularına mevcut koşulları gözönünde bulundurarak değinmemiz gerekmektedir. Sözleşmesel ilişkilerin akıbeti düşünüldüğünde yaşanılan sürecin mücbir sebep olup olmadığı konusu ifa sorunları kapsamında değerlendirilirse saha sağlıklı olacaktır.

Türkiye ekonomisini her açıdan ve yakından ilgilendiren COVİD-19 salgını, 2015 yılında Ülkemizin gündemini meşgul eden ve Rus uçağının Türkiye hava sahasında düşürülmesi ile başlayan, daha önce öngörülme olasılığı bulunmayan kriz sonrasında özellikle Turizm Sektörünün aldığı darbe ile geniş oranda tartışmaya açılan borçların ifa edilememesi sorunu ile benzerlikler taşıyor gibi gözükse de, somut olayda karşı karşıya kalınan uluslararası tedbirler ve ulusal önlemler nazara alındığında kıyaslanamayacağı ortadadır. Yine yargı kararlarına konu olan, daha evvel ülkemizde 2005 yılında rastlanılan kuş gribi salgını, yaşanan terör saldırıları gibi olayların neden olduğu güçlüklerin ve özellikle döviz kurlarının öngörülmeyecek şekilde artışının ifa güçlüğü sorunlarını hukuki tartışma ortamına taşıdığı görülmektedir. Ancak bugüne kadar özellikle, Türk Ticaret Kanunu uyarınca tacir olarak nitelendirilenler lehine ifa imkansızlığı bulunduğu iddiasının koşulsuz kabul edildiği ve ileriye dönük olumlu etkileri olacak nihai bir Yargı kararına rastlanılmadığını belirtmek isteriz. Ancak 2020 yılının Mart ayında tüm Dünyayı etkisi altına alan sürecin daha evvel yaşanılan ve ekonomik etkisi olan olaylara nazaran makro etkilerinin gözle görülür ölçüde olduğu, sadece uluslararası ticareti değil, ulusal ekonomileri de derinden sarstığı anlaşılmaktadır. Dış ticaret ve turizm sektöründeki çetin koşullarla mücadele eden, bugüne kadar büyük güçlüklerle mücadele ederek ayakta kalmış, Ülkeye istihdam ve katkı sağlayan girişimcilerimizin hukuki koruma altında olmalarının sağlanması Ülkenin istikrarı ve ekonominin güven ortamı için de kaçınılmaz olacağı kuşkusuzdur.

Bilindiği üzere iki taraflı bir borç ilişkisi olan sözleşmelerde, geçerli şekilde kurulan bir sözleşmeden tek tarafın irade beyanı ile kurtulmak, sözleşmeyi sona erdirmek kural olarak mümkün değildir. Kural olarak sözleşme tarafların anlaşması ile gerçekleşecek olan karşılıklı beyanlarla sona erdirilebilir. Bu durum söz konusu değilse, sözleşmenin taraflardan birine tek yanlı olarak sözleşmeyi sona erdirme hakkı veren bir hükmü de yoksa, bu hakkın kullanılması ile veya kanunun özel durumlar için tanıdığı bir sözleşmeden dönme veya fesih hakkının kullanılması ile sözleşme tek taraflı olarak sona erdirilebilir.

Kanunda taraflardan birine haklı sebeple tek başına sözleşmeyi sona erdirme imkânı tanınan haller; diğer tarafın bazı borca aykırılık halleri ile her iki tarafın da sorumlu olmadığı bazı dış nedenler olarak ikiye ayrılabilir. Sözleşme sonrası ortaya çıkan beklenmedik ifa güçlükleri sebebiyle tek yanlı talep üzerine sözleşmeyi uyarlama veya fesih imkanı 6098 Sayılı ve Türk Borçlar Kanunu’nun 136 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edim yükleyen sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkı yerine fesih hakkını kullanır.

Somut her ticari ilişkide, alacaklı ve borçlu tarafı eşit oranda düşünmek, aralarındaki dengeyi hassasiyetle korumak, içinden geçtiğimiz zamanlarda Yargının üzerine düşen en önemli görevlerden birisidir. Günümüz salgın koşullarının borçların ifasını derinden ve olumsuz etkilediği konusunda kimsenin itirazı olmamakla birlikte, alacaklıların da etkilenmesinin ve bu şekilde ekonomik hayatın durma noktasına gelmesinin önüne geçilmesi için sahip olunan hukuki imkanların derinlemesine değerlendirilerek uygulanması elzemdir.

Salgının, sadece sözleşme tarafları değil, tüm Dünya devletleri ve otoriteler tarafından dahi öngörülemediği ve beklenilmediği yaşadığımız süreçte bu etkilerin tek başına bir tarafın (borçlunun ya da alacaklının) omuzlarına yüklemek sonucunu doğuracak her çözüm eşitlik ilkesine aykırı olacak, ancak bunun da ötesine geçerek önüne geçilemeyecek ulusal ekonomik etkiler doğurabilecektir.

Sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut bulunan şartlar önemli surette değiştiğinde, artık tarafların aynı şartlarla sözleşmeye bağlı olmalarının beklenemeyeceği açıktır. Bu nedenle tarafların edimlerinin, yükümlülüklerinin içerik olarak veya süre açısından değişen şartlara uydurulmasının sağlanması birincil çözüm olabilir. Dürüstlük kuralı uyarınca çözüm bulunması, değişen durum ve koşullar sonucu bozulan ekonomik dengenin objektif olarak yeniden dengelenebilmesinde en iyi çözümün bulunması ihtiyacı bugün bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Kişisel bilgi ve görgüsüyle ticari ilişkilerinde basiretli davranması beklenen tacirlerin dahi öngöremediği içinde bulunduğumuz koşullar aşağıda sıralanan ve Kanunen öngörülen koşulları taşımaktadır. Bunlar;

a- Hal ve şartların olağanüstü biçimde değişmesi, bu değişimin taraflar bakımından sözleşmenin kuruluşu sırasında öngörülemez ve beklenemez olması yahut öngörülse bile taraflarca sözleşme kurulurken göz önüne alınmamış olması,
b- Değişen hal ve şartların sözleşmenin taraflara yüklediği edimler arasındaki dengeyi aşırı ölçüde ve açık bir biçimde bozması,
c- Hal ve şartların değişmesinde ilgili tarafın kusurunun bulunmaması,
d- Edimlerin ifasının henüz tamamlanmamış olmasıdır.

Aşırı ifa güçlüğü sebebiyle uyarlama veya sözleşmenin feshi haklarının kullanılmasında başkaca bir şart aranmasına gerek duyulmamalıdır.Tarafların tacir olup olmamasının da içinde bulunduğumuz koşullar nazara alınarak önem taşımaması gerekmektedir. Tarafların edimlerinde imkansızlık hali, borcun doğa ve mantık kuralları gereği ifa edilemez olması ya da yetkili makam kararları sonucunda oluşan durumlar nedeniyle de karşımıza çıkabilir.
Kuşkusuz 2020 yılının Mart ayında üst noktalara ulaşan ve Dünyaya yayılan salgının sosyal ve ekonomik şartlar üzerindeki etkisi sadece Ülkemizde değil, tüm dünyada telafisi güç düzeyde hissedilmektedir. Mevcut durumda COVID-19 salgını halihazırda, Ülkemizin sadece dış ticaret, sanayi veya turizm sektörünü değil, taşımacılık, lojistik, bankacılık, sigortacılık, gayrimenkul, sağlık, perakende, eğitim ve küçük ölçekli tüm işletmeleri olağanüstü şekilde etkilemiştir. Bu büyük olumsuz değişikliğin objektif olarak kabulü gereken, aşırı ifa güçlüğü yarattığı tartışmasızdır.

Yaşadığımız süreçte ifa güçlüğü sebebiyle edimini yerine getirmesi beklenemeyen taraf lehine uyarlama gündeme geldiği takdirde, sonuçta hemen hemen tüm borcun kaldırılmasını gerektirecek koşullar oluştuysa veya karşı tarafın kolaylık sağlaması mümkün değilse, ekonomik olarak bu duruma katlanması kendisinden beklenemeyecekse uyarlama yerine fesih gündeme gelebilir. TBK m.138 hükmünde sadece uyarlama için mahkemeye başvurma zorunluluğu getirilmiş, fesih için böyle bir şart aranmamıştır. Ancak unutulmaması gereken, konunun Yargıya taşınmazı halinde, Hakimin taraflar arasındaki ihtilafta fesih yerine uyarlamaya gidilmesinin daha isabetli olacağı yönünde bir tespiti halinde, fesih işleminin geçersiz sayılma ihtimalinin varlığıdır.

Ülkemiz ve Dünya’yı derinden sarsan COVID-19 salgınının bir an evvel ortadan kalkması temennisinde bulunarak, otoritelerce alınan tedbirler sayesinde yaşanması muhtemel olumsuzlukların en aza ineceğini umut etmekteyiz. Sosyal ve ekonomik olumsuzlukları ortadan kaldırmak ya da en aza indirgemekte etkili olabilecek her türlü hukuki sürecin hassasiyetle ve dengeli şekilde yürütüleceği ve mevzuatın kapsamlı şekilde değerlendirmel er sonucunda uygulanacağı konusunda inancımız tamdır.

EKŞİOĞLU HUKUK BÜROSU
Av. YASEMİN YURTTAŞ